Sağlık | Beslenme | İlaçsız Doğal Tedavi

En Yaygın Kullanılan Katkı Maddeleri

Katkı maddelerinin kullanılmadığı gıda yok denecek kadar azdır. Hemen hemen bütün gıdaların etiketlerine baktığınızda onları farklı isimlerde veya çoğunlukla E-kodları ile görebilirsiniz.

Bir ürünün lezzetini, görünümünü veya dokusunu iyileştirmek veya raf ömrünü uzatmak için kullanılırlar. Bu maddelerden bir çoğu sağlığı tehdit etmektedir.

Renklendirici: Ürünü estetik olarak güzel gösterip çağrışım yapması için gıdaya eklenen doğal veya yapay gıda boyaları.

Koruyucu: Gıdaların bozulmasını engellemek için gıdalara eklenir.

Hacim Verici: Ürünü çoğaltmak için kullanılır. Ürünü suni olarak hacmini artırır.

Kıvam Artırıcı: Bu ilave bileşen, sıvı hacmini azaltmaya yardımcı olur ve böylece yiyeceğin dokusunu sertleştirir.

Stabilizatörler: Gıdalara sertlik ve doku kazandırır. Jelleştirici maddeler olarak da adlandırılır.

Emülgatörler: Yağsız ve yağlı maddelerin normal şartlar altında ayrı kalacak şekilde birbirine karışmasına izin verir.

Et Yumuşatıcı: Ette bulunan sert kas proteinini parçalar.

İşte en yaygın kullanılan katkı maddeleri  ve hangilerini diyetinizden uzak tutmanız gerektiğine dair öneriler.

Aspartam (E-951)

En Yaygın Kullanılan Katkı Maddelerinden Aspartam, en yaygın kullanılan, şekerden 180-200 kat daha tatlı bir sentetik tatlandırıcıdır. Rekombinant-DNA yöntemi ile elde edilir. Çikolata, sakız, et ürünleri, ketçap, soslar, gazozlar, şekerlemeler, ilaçlar, diyet yiyecek ve içeceklerde ve pastanelerde şeker yerine kullanılır. Gıda sektöründe değişik isimlerle, ancak en çok Aspartam, Fenilalanin ya da Surel diye adlandırılır ve etiketlerde bu şekilde yer alır. Çoğu zaman sakarin veya siklamat ile de karıştırılarak kullanılır. Bu karışımlara Alfasfit, Aspamiks, Aspasvit, Svitli, Aspartin, Evrosvit vs. adı verilir. Aspartam içeren tatlandırıcılar etikette sadece “tatlandırıcı” olarak da bildirilebilir. Aspartamın % 60’nı fenilalanin oluşturur.

Fenilalanin tüm biyokimyasal süreçlerde ve protein üretiminde yer alan en önemli aminoasitlerden biridir. İnsan bedeni her gün protein ile alınan fenilalanine ihtiyaç duyar. Sentetik fenilalanin yapı olarak doğalına göre çok daha aktif olduğundan doğal fenilalanin yerine geçer, onun bütün fonksiyonlarını üstlenir. Böylece hazır ürünlerle sentetik fenilalanin alanlar ruhsal ve fiziksel olarak ona bağımlı hale gelir.

Ruhsal bağımlılık

Fenilalanin, vücutta tirozin aminoasidine dönüşür, tirozinden ise ruh halini ve ağrı hislerini yöneten dopamin ve noradrenalin üretilir. Bu da sentetik fenilananin kullanan kişide ruhsal bağımlılığa neden olur. Ayrıca fenilalaninden cinsel dürtüleri yöneten feniletilamin meydana gelir ve aşık olma duygusunu tetikler. Fenilalaninden üretilen hormonlar fikir üretimi sürecinde etkin rol oynadığından hafıza, öğrenme ve düşünme kapasite de doğrudan etkilenir. Bu yüzden aspartam bağımlısı insanlar çikolata yemeden veya aspartamlı bir içecek içmeden zihinsel çalışma yapamazlar.

Fiziksel bağımlılık

Aspartamda bulunan sentetik fenilalanin etkin olarak metabolizmaya dahil olur, pankreas, karaciğer, tiroid bezi ve böbreküstü bezinin hormon üretimine katılır. En önemli tiroid hormonlarından olan tiroksin ile pankreas hormonu olan insülin fenilalanın vasıtasıyla üretilir ve metabolizma atıklarının böbrek ve karaciğer yoluyla atılması fenilalanin vasıtasıyla sağlanır.

Kısacası fenilalanin vücudun en önemli fonksiyonlarının tümünü kontrol eder ve böylece sentetik fenilalanin kullanan kişi ona tamamen bağımlı hale gelir. Vücutta sentetik fenilalaninin dönüşüm dögüsü bozulduğunda (ki bağışıklık sistemi tamamen çökene kadar sürekli olarak bozulacaktır) vücudun tüm dokularında özellikle beyin ve üreme organ dokularında bu maddenin kendisi ve toksik atıkları birikir. Birikim yerlerindeki dokuların hücreleri ve sentetik fenilalaninin iştirak ettiği tüm süreçler tahrip olur.

O zaman, kronik sentetik fenilalanin zehirlenmesi belirtileri ortaya çıkar: kronik yorgunluk, döküntü, bayılma, kas ağrıları, göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde ve ayaklarda şişme, eklem ağrıları, bulantı, çarpıntı, anksiyete, şişmanlık, baş ağrısı, baş dönmesi, huzursuzluk, depresyon, tiroid ve nörolojik rahatsızlıklar, hafıza kaybı, spazm, epileptik nöbetler, beyinsel özürler, üreme organlarında sorunlar, duyma yetisinin zayıflaması veya kaybı, ağır karaciğer ve böbrek patolojileri. Aspartamın beyin tümörü, skleroz, epilepsi, parkinson, alzheimer, zihinsel gerilik ve diabete neden olduğu saptanmıştır. Sentetik fenilalanin sperm ve yumurtaları zehirler ve mutasyona uğratır.

Aspartam hamilelikte doğrudan ceninin gelişimini etkiler; kullanılan miktarın çok az olması veya uzun zaman önce kullanılmış olmasının önemi yoktur.

Aspartamı yasaklayan veya kullanımına sınır koyan ülkelerde, kısırlık doğum kusurları, gelişme çağındaki çocuklarda zihinsel ve ruhsal problemlerin oranı hızla azalmakta, Türkiye’de ise aynı hızla artmaktadır.

Gıdalarda, hayvan yemlerinde veya tedavi amacıyla dünyada her yıl 2 milyon tondan fazla üretilen sentetik aminoasitlerde en büyük oranı fenilalanin ve glutamik asit oluşturur.

Sodyum Nitrit (E-250)

Nitrat-Nitrit’ler içinde Türkiye’de en çok kullanılan katkı maddesidir. Tüm işlenmiş et ürünlerinde (sosis, salam, pastırma, sucuk) hem koruyucu, hem renklendirici, hem de lezzet arttırcı olarak kullanılır. Et ürünleri ile alınan sodyum nitrit, vücutta, kanserojen bir madde olan nitrosamine dönüşür. Nitrosaminler, doku hasarına, mutasyona ve kansere neden olur (kolon kanseri, karaciğer kanseri, pankreas kanseri, beyin kanseri, lösemi vb.) Sodyum nitritli ürünler, baş dönmesine, baş ağrısına, nefes alma zorluğuna da neden olabilir. Nitrit ve nitratlar hemoglobini etkileyerek dokuların oksijen almasını ve beslenmesini engeller. Kemik iliği dejenerasyonuna ve bunun sonucunda kemik iliği yetmezliğine ve ağır anemilere neden olabilmektedir.

Sodyum Sülfit (E221)

Türkiye’de, en geniş alanda ve en sık kullanılan sülfitleyicidir. Gıda maddelerinde ve ilaçlarda renk ve kıvam koruyucu, bozulmayı önleyici ve beyazlatıcı olarak kullanılır. Fermente içeceklerde, salata soslarında, bira ve şarap gibi içeceklerde bulunur. Şekerleme, peynir, sakız, dondurma, bisküvi, çay, reçel, jöle, konserve, çeşni, meyve suyu, kuru meyve, kuru sebze, paketli deniz ürünü, hazır çorba, salam, sosis, sucuk, kurutulmuş et, dondurulmuş patates ve balık ürünlerinde kullanılır.

Pamukkale Üniversitesi Tip Fakültesi’nin yaptığı araştırmalarda, sodyum sülfitin besin ve ilaç yoluyla alınmasının, öğrenme ve hafıza gibi beyinsel fonksiyonlarda bozulmaya neden olduğu ve bozulmanın zamanla daha ileri boyutlarda seyrettiği tespit edilmiştir.

Sülfitler göğüste sıkışma, karın ağrısı, kurdeşen, ishal, kan basıncının düşmesi, beyinde yanma hissi, halsizlik ve kalp çarpıntısına neden olur. Ayrıca sülfitler, astım hastalarında astım ataklarını tetikler.

Sodyum Nitrit (E-250) ve Sodyum sülfit‘in zararı en fazla cenin, bebek ve çocuklar üzerinde görülmektedir.

Formaldehit

Her tür ürünün bozulmasını önler. Sıva, duvar kağıdı, tekstil, halifleks, boya, yağlı boya, lastik, mobilya, her çeşit deterjan ve vücut bakım ürününde kullanıldığı gibi, et, balık, sucuk, yağ, tahıl, hayvan yemi, tohumluk ve bütün aşılarda kullanılır.

Formaldehitin yaygın kullanıldığı alanlar, sıkıştırılmış tahtadan yapılan yer döşemeleri, dolaplar, duvar kaplamaları, mobilyalar, oda spreyleri, dokuma kumaşlar, deterjanlar, döşeme cilaları, duvar kağıtları, halılar ve boyalardır. Evin ısı ve nemi ne kadar yüksek, ev eşyaları ne kadar yeni ise, havaya karışan formaldehit miktarı o kadar fazladır.

Aroma ve emülgatör türü bütün katkı maddelerine bozulmayı önleyici olarak katılır. Ayrıca mantar hastalıklarında ve tıbbî laboratuarlarda sterilize edici ve koruyucu sıvı olarak kullanılır.

50 yıldır yoğun bir şekilde kullanılan Formaldehit, güçlü mutajen ve alerjenler arasındadır ve ödem, kronik rinit, bronşiyal astım, alerjik gastrit, kolit ve aşırı duyarlılığa neden olabilir. Aşırı duyarlılık ise bir sonraki formaldehit etkileşiminde daha şiddetli bir reaksiyona yol açabilir.

Gıda, kozmetik, ev eşyası, sigara dumanı, egzos gazı ve inşaat malzemesinden direk vücuda giren veya havaya karışan formaldehit mide suyu ile reaksiyona girdiğinde kanserojen bir madde oluşturarak burun kanseri, akciğer kanseri, beyin kanseri ve lösemiye yol açabilir.

Titanyumdioksit (TiO2) (E 171)

Dünyada en yaygın kullanılan mineraldir ve nano teknolojinin 3 ana maddesinden biridir. Doğal bir mineral olan titanyum dioksit, nano teknoloji yöntemiyle atom yapısı değiştirilerek çok aktif bir nano parçacık formuna getirilmiştir (yeniden inşa edilmiştir). Işığın (foton) titanyum dioksit nano parçacıklar üzerine düşmesiyle, organik madde, kimyasal reaksiyon sonucu parçalanmaya başlar. Bu yapay süreç, bitkilerde gerçekleşen fotosenteze benzer.

Fotosentez, bitkilerin güneş ışığının etkisiyle karbondioksit ve su’dan, organik madde yani besin üretmesidir. Ancak, titanyum dioksit, fotosentezden farklı olarak tam tersini yapar, yani organik maddeleri parçalayarak karbondioksit ve suya ayrıştırır. Bunun anlamı şudur: titanyum dioksit nano parçacıklar, herhangi bir organik madde ya da canlı hücreye temas ettiğinde, organik madde veya canlı dokunun parçalanmasına neden olan kimyasal reaksiyonu başlatabilecek korkunç bir yetenektedir.

Günümüzde titanyum dioksit şekerleme, reçel, sakız, pudra şekeri, toz şeker, küp şeker, tuz, karbonat, sütlü içecekler, süt, süt tozu, peynir, peynir altı suyu, margarin, un, hamur, tavuk, et, balık, deniz ürünleri, soya ürünleri gibi gıda maddelerinde, tıbbî ilaçlarda, vücut bakım ürünleri, her türlü kozmetik, krem, diş macunu, diş beyazlatıcı, sabun, deterjan ve temizlik ürünlerinde beyazlatıcı, bozulmayı önleyici veya nem tutucu olarak kullanılır.

Özellikle kirli havayı temizleme, baraj, nehir ve göllerden içme suyu elde etme amacıyla hava ve suya titanyum dioksit nano parçacıklar serpilmektedir. Kendi kendini temizleyen camlar, kaplama malzemeleri, duvar boyaları, eşarp, kumaş ve giysiler titanyum dioksit nano parçaçıklar ile üretilmektedir.

Ağız, deri ve nefes yoluyla vücuda giren nano parçacıkların organizmayı hiç bir şekilde terk etmediği, dokularda çöküntü olarak biriktiği, akciğerlere büyük hasar verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca nano parçacıklar bulunduğu ortamda canlı hücrenin yapısına nüfuz edebilme ve bunun sonucunda da bütün hücrelerde, özellikle beyin hücrelerinde hasar oluşturma ve genleri mutasyona uğratma yeteneğine sahiptir.

Kozmetikler ve güneş kremlerinde büyük oranda kullanılan ve cilt tarafından emilen titanium dioksit ve çinko oksid nano parçacıklar ışığa karşı duyarlıdır, serbest radikaller üretir ve güneş ışığına maruz kaldığında deri hücrelerinde DNA hasarına yol açar, ciltte bir yara varsa deri yoluyla kan dolaşımına karışır. Bir kez kan dolaşımına giren nano parçacıklar bütün bedende dolaşabilir, beyin, kalp, karaciğer, böbrek, dalak, kemik iliği ve sinir sistemi de dahil olmak üzere organlara ve dokulara nüfuz edebilir.

Nano parçacıklar hücre içine girebilir, mitokondri ve hücre çekirdeği tarafından içeri alınabilir, mitokondride büyük yapısal hasara, dolayısıyla enerji ve protein üretiminin bozulmasına, DNA mutasyonu ve hücrenin ölümüne sebep olabilir.

Nano parçacıkların en fazla yayılma alanı bulduğu organ karaciğer olarak görülmekte, dalak onu izlemektedir. Karaciğer hastalıklarında zararsız yabancı madde birikiminin bile karaciğer fonksiyonlarını zayıflattığı ve karaciğere zarar verdiği bilinmektedir.

Farelere verilen karbon nano tüplerin böbrek hücrelerinin ölümüne ve yeni hücre oluşumuna engel olduğu görülmüştür. Halbuki bugün bütün su arıtma sistemlerinde karbon nano tüpler kullanılmakta, su ile birlikte insan vücuduna nüfuz etmektedir.

Gıda endüstrisinde kullanılan renklendiricilerin yan etkileri hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Araştırmalarda bu katkı maddelerinin geno toksik etkilere, hormonal bozukluklara, davranış bozukluklarına ve nörolojik rahatsızlıklara yol açtığı kanıtlanmıştır.

TiO2, dünya genelinde toplam renklendirici madde üretiminin tek başına %70’ini oluşturmakta, ayrıca çeşitli sebeplerle bütün renklendiricilerde de kullanılmakta, dolayısıyla gerçekte bu oran daha da yükselmektedir. Bugün her bir insanın yalnızca içme suyu ve gıdalardan günde ortalama 300 gr titanyum dioksit tükettiği düşünülmektedir.

Nano materyaller endüstriyel atıklar ve ev atıkları yoluyla çevreye karıştıkları zaman toprak ve su mikro florasını bozar. Bu da besin zincirinde değişimlere sebep olur.

Araştırma sonuçlarına göre TiO2 nano parçacıkları spermlerde hareketlilik ve yoğunluğu azaltır, ömrünü kısaltır, ileri düzeyde anormalliklere ve testesteron seviyesinin düşmesine sebep olur. Histo patolojik bulgularda Ti02’in sperm kılıfında epitelium kalınlaşması ve erbezlerindeki kan damarlarında varikosele sebep olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra dokuları tuttuğu için kilo almaya engel olduğu tespit edilmiştir.

Bütün bu araştırma sonuçlarına rağmen insan organizmasına giren nano parçacıkların kimyasal ve ruhsal olarak sebep olabileceği değişimlerin büyüklüğü ve vehameti yine de tahmin edilemiyor.

En çok kullanılan nano materiyal özelliğine sahip olan Ti02 son zamanlarda ziraatte de kullanılmaya başlanmıştır. Yukarıda anlatılan ürünlerde uzak durarak titanyum dioksidin zararlarından korunmak mümkün olabilir ancak titanyum dioksidin ziraatte kullanılması korunmayı imkansız hale getirmektedir.

E173 Alüminyum Hidroksit

Aşılarda koruyucu, ilaç ve şekerlemelerde renklendirici (gümüş rengi) ve nem tutucu olarak kullanılır. Karbonat, şeker, tuz gibi her tür toz ürüne katılabilen alüminyum hidroksit toksik veya alerjen olan her bir maddeye karşı (katkı maddeleri dahil), aşırı duyarlılığa neden olabilir.

Alüminyum hidroksit beyin dokularında birikir, zeka geriliğine, öğrenme zorluğuna yol açar. Çocuk felci, kas erimesi ve alerjiyi provoke eder. Dünyanın bir çok ülkesinde yasaklanmasına rağmen, Türkiye’de sadece aşı, ilaç ve şekerlemelere değil, sofra tuzuna bile katılarak, bebekler dahil, herkese yedirilmektedir.

Gıdalarda katkı maddesi kullanımı yıkıcı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların bazıları şunlardır: Sindirim sisteminin bozulması, kronik toksik hepatit, böbrek ve böbreküstü bezi hastalıkları, üreme organlarında bozulmalar, kısırlık, endometriozis, kistler, kanser, diyabet, tiroid rahatsızlıkları, havale, hiperaktivite, davranış bozukluğu, otizm, baş dönmesi, baş ağrısı, depresyon, alzheimer, parkinson, MS, düşük tansiyon, yüksek tansiyon, titreme, alerjik kaşıntılar, egzama, astım ve aşırı duyarlılık…

Katkı maddeleri üzerine pek çok ülkede yapılan araştırma sonuçlar dehşet vericidir. Ancak bu ürpertici gerçeğe rağmen, üretici firmaların ve parayı elinde tutanların karşısında, sesini yükseltecek, yorum yapacak veya kampanya başlatacak bir topluluk veya kamuoyu oluşabilmiş değildir.

Kaynak: Dr. Aidin Salih – Yitik Şifa

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.