sağlığı koruma yolları

Sağlığı Koruma Yolları Nelerdir?

Sağlığı Koruma Yollarında ilk adım, beslenmedir. Beslenme alışkanlıkları düzeltilmeden hastalıklardan kurtulmanın imkanı yoktur. Çünkü bu şekilde, hastalık, bir taraftan tedavi edilirken, diğer taraftan beslenmektedir. Onun içindir ki, herhangi bir hastalığın tedavisi öncelikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesinden başlar.

“Her derdin aslı çok yemek ve her devanın aslı açlıktır” Hadis-i Şerif

“Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır.” İbn-i Sina

“Çok yemek, hastalık mayasıdır.” Feridüddin Attar

Sağlığı Koruma Yolları Sağlıklı Beslenme

“Ey peygamberler, Temiz olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin” (Müminun suresi, 51). Dikkat edilirse ayette yemek, amelden önce gelmektedir. Yemek yemeyi bilmeyen doğru ve yanlışı ayırt edemez, salih amel işleyemez. Kendisine hayrı olmayan, başkalarına hiç faydalı olamaz. Büyüklerimiz “Önce yemek yemeyi öğren, sonra marifetten bahset”, derdi. Bugün doğru beslenmeyi unuttuğu halde herkes marifetten bahsetmektedir.

Araf Suresi 31. Ayet-i Kerimede “Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” buyuruluyor. Öyleyse ölçüyü bulmak gerekir.

Peygamberimiz (s.a.v.) “Gündüz beyazlığı ve gece karanlığında ikişer kere yemek ve içmek israf ve illettir.” buyurmuştur.

Yemek ve sağlık, ilk nefesten son nefese kadar her zaman çok önemli olduğu için hataya düşmenin de en kolay yolları olmuştur. Hazreti Adem’in cennetten kovulmasına sebep olan da yemektir. Kötü ahlakı ve davranışları ortaya çıkaran, tüm hastalıkların kaynağı olan, yaratılışı unutturan ve insanları mutsuzluğa sevkeden aşırı yemek hırsı ve doğru beslenmeye gereken önemin verilmemesidir.

Beslenme alışkanlıkları düzeltilmeden hastalıklardan kurtulmanın imkanı yoktur. Çünkü bu şekilde, hastalık, bir taraftan tedavi edilirken, diğer taraftan beslenmektedir. Onun içindir ki, herhangi bir hastalığın tedavisi öncelikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesinden başlar.

Sağlığı Koruma Yollarında Neler Yapmalıyız

Evvela zararlı yiyecekler yerine faydalı yiyeceklere, pişmiş yemek ağırlıklı beslenmek yerine çiğ yemeye alışmak gerekir. Normal olan, bir günde tüketilen gıdanın yüzde 40’ını pişmiş (ekmek dahil), yüzde 60’ını ise çiğ yiyeceklerin oluşturmasıdır.

Sağlığı Koruma Yolları
Sağlığı Koruma Yolları

İkinci basamak ise yiyecek ve içeceklerin miktarını azaltmaktır.

Öğün sayısı günde iki defaya indirilmeli ve iki öğün arası 6-8 saatten az olmamalıdır. Yemekte ilk önce su veya çay veya meyve suyu içilmeli, sonra meyve veya tatlı, sonra yemek ve salata yenmelidir.

Yemekten 1,5-3 saat sonra su içilebilir. Kahvaltı için en uygun saat 7-8 arası, ikinci yemek için ise ikindi-akşam arasıdır.

Burada dikkat edilecek çok önemli bir nokta vardır, Sindirim organlarının günlük görevi saat 21.00’de sona erer. Bu saatte mideye gelen yemek midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır ki bu durum tehlikelidir. Midede hazmedilmeyen yemek bağırsaklardaki mukozaya hücum eder.

Yemeğin miktarı ve cinsi, insanın işine, hareketliliğine ve yaşına bağlıdır. Ancak 250-300 gramdan fazla yememek ve doymadan sofradan kalkmak gerekir. Öğlen bitkisel çay, doğal kahve, su içilebilir veya bir çeşit meyve yenebilir.

Sağlığı Koruma Yolları Su Ne Zaman İçilir?

Su yemekten önce içilebilir. Fakat yukarıda anlattığımız gibi, bu durumda bir incelik vardır. Burnun, pişen yemeğin kokusunu algılamasıyla, ağız ve mide bezleri bu yemeğin hazmı için gereken enzimleri üretmeye başlar. Bu sırada içilen su, bu enzimleri silip atar, bağırsağa akıtır, böylece yemeği sindirmek zorlaşır. Onun için, yemekten önce sadece birkaç yudum su içilebilir.

Yemekle birlikte içilen su ise, çiğneme sırasında tükürük enzimleriyle ağızda başlayan hazım işlemine zarar verir. Tükürük üretimini azaltır, tükürükte bulunan enzimlere karışarak onları zayıflatır ve ağızda bir dereceye kadar gerçekleşmesi gereken hazmı engeller. Neticede mide, karaciğer ve bağırsakların işi zorlaşır. Yemeğin akabinde meyve suyu içenlerin durumu daha da vahimdir, çünkü meyve suyu yemeğe zıt karakterde olduğu için hazmı bozarak, midede mayalanmaya neden olur.

Yemek bittikten sonra içilen su mideden ayrılmaz, mideyi genişletir. Enzimlere karışarak onları zayıflatır, hazmı ağırlaştırır, hazım ile meşgul olan salgı bezlerine ve kalbe ağır yük yükler.

Yemekten sonra su istenirse, sadece bir kaç küçük yudum içilebilir. Meyve veya karpuz yemek, çay, su veya meyve suyu içmek isteniyorsa yemekten 30 dk-1,5 saat önce yenilip içilmesi daha iyidir. Bunlar midede çok durmadan bağırsağa iner ve midenin genişlemesini önler. Yemekten 1,5-3 saat sonra midenin hazmı sona yaklaşıp yemek ikinci hazma hazır olunca, insanın susaması doğaldır. İşte bu zaman, su veya şekersiz nane, kekik, zencefil, biberiye, mercanköşk çayı veya yeşil çay içmek, karpuz veya kavun yemek için en uygun zamandır. Ancak bayat, doğal olmayan veya karışık yiyenlerin ve hazmı zayıf olanların hazım işlemi daha uzun sürdüğünden suyu daha geç içmesi gerekir.

Yemek yerken, lokmayı küçük alıp, en az 15 defa, en uygun şekliyle 30 defa çiğneyerek yutmak gerekir. Unutmamak gerekir ki süt, taze sıkılmış meyve ve sebze suyu da yemek hükmündedir. Onları da küçük yudumlarla ağza alıp, ılıtarak içmelidir. Mide, dalak ve bağırsakların bozulan fonksiyonunu düzeltebilmek için bazen sadece yemekleri düzelterek, çiğneme sayısını artırmak yeterlidir.

Sağlığını korumak isteyenler tükettikleri gıda çeşidini azaltmalı, birkaç çeşit meyve, sebze ve yemek seçerek onlara devam etmelidir. İnsan, doğru seçilmiş yemekleri yedikten sonra kuvvet ve hafiflik hisseder, uykusu kısa olur, gaz oluşmaz, büyük abdest problemi olmaz. Yemekler yanlış seçilmişse, ağırlık çöker, uyku basar, uyurken horlar, gaz, kabızlık ve ağız kokusu oluşur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hurma, üzüm, kavun, karpuz, salatalık, kabak, kereviz, bal, kaymak, süt, mercimek, pirinç pilavı, keşkek (buğdayla pişirilmiş et), koyun ve kuş etini severdi. “Rabbimden her gün et yemeyi nasip etmesini isteseydim, nasip ederdi”, buyurmuştur. Ancak bunu istememiş, hayatı boyunca genellikle su ve hurma ile yetinmiştir.

Halk arasında “Ne kadar çok ve çeşitli yesem, o kadar faydalıdır. Çeşitli yemekte bol vitamin, gerekli maddeler var, bunlar hastalıklara karşı direnç kazandırır” düşüncesi sabittir ve yanlıştır. Hasta insanların çok olması buna şahittir. Farklı yemeklerin karışımı midede hazmolunmayıp, çürür. Çürümüş yemeklerin kalıntıları damarlarda birikir, kılcal damarları tıkar. Bu durumda dokular, ihtiyacı olan besleyici madde ve vitaminlerden mahrum kalır. Sonuçta karışık yemek yiyenler daima açlık hissederler. Gerçekten de onlar açtır.

Az yiyenler ise toktur. Az yiyen ve günde 2 defadan fazla yemeyenler yediklerini kolayca ve sonuna kadar hazmederler. Bu insanlarda vücuda gerekli olan besinler kana karışır, zararlılar dışarı atılır. Mide, bağırsaklar ve damarlar temiz, dirençli ve sağlıklı kalır. Sağlıklı bağırsaklarda normal mikroplar yaşar ve vitaminleri ve gerekli besin maddelerini, hatta proteinleri havadaki azotu kullanarak sentez ederler. Gerekli besin maddeleri kan ile dokulara gönderilir, hücreleri doyurur. Büyüklerimiz “Açlık azalan doyurur, tokluk ise aç bırakır”, buyurmuşlardır.

Ağır çalışanlar ve spor yapanlar daha fazla yemek yerler. Onlar kaslarını geliştirmek için, beslenme kurallarını bozmadan, 250 gr.’dan fazla pişmiş yemek yemeden, proteinli yiyeceklere öncelik vermelidirler. Proteinli yiyeceklerden en iyisi yeşil taze çiğ sebzedir (ıspanak, yeşil fasulye, maydanoz, dereotu, tere, kereviz yaprağı, semizotu vb.). Et, balık, yumurta ve peyniri de bol çiğ yeşil sebzeyle yemelidir. Az hareketli insanlar beslenme kurallarını bozmaz fakat gerekenden fazlasını tüketirlerse, ağır hastalıklara yakalanmazlar, sadece şişmanlarlar. İlkbahar ve sonbaharda nezle, öksürük, aksırma, bazen ateşlenme, burun kanaması, kusma, kadınlarda adet uzaması gibi tepkilerle yemek fazlalıklarını atarlar. Ancak, fazla yemek yiyenler, vücutlarını, yemeği hazmetmek, fazla besin maddelerini depolamak, zararlı maddeleri dışarı atmak, fazla kiloların yükünü taşımak gibi büyük bir zahmete ve ihtiyarlığa sürüklerler.

Bize verilen ömürle birlikte rızkımız da verilmiştir. Unuttuğumuz bu gerçeği aşağıdaki hikaye ile hatırlamaya çalışalım, “Hak Teala bir Tavus Kuşu yaratmış ve ona dünya dolusu vadileri rızık olarak vermiş. Tavus Kuşu kendisine verilen rızkı bol görmüş ve hiç düşünmeden yıllarca yemiş, sonunda sadece on tane vadi kalınca da, korkusundan günde ancak on tane ekin yemeye başlamış. Sonra bir tek vadi kalınca kuş bir tane ile kanaat etmeye başlamış. Kendisine ayrılan rızık bitince, kuşun eceli gelmiş.”

Bugün bilim adamları, kısıtlı miktarda yiyecek verilen hayvanların, fazla besin tüketenlere göre daha uzun yaşamasının sebebi olan geni tesbit etmişlerdir. Ömrün uzamasını sağlayan bu gen, diğer genlerin işlemesini de düzenlemektedir. Bilim adamları, bir hayvana normalde tükettiği besin miktarının yüzde 70’ini vermenin, hayvanın hem sağlıklı hemde ömrünün yüzde 20-30 artırdığını belirtiyorlar.

Çağımızın insanı günde 4-5 kişinin yemeğini yemek suretiyle, çeşitli hastalıklara maruz kalmakta ve sağlığını kaybetmektedir. Böyle beslenen insanların sonlarının pek parlak olacağı söylenemez, hatta bu insanların hallerini “perişan” kelimesi daha doğru ifade eder. İmanlı ve az yiyen insanlar ise sağlığını kaybetmeden, ihtiyarlık zilletine düşmeden, ağır hastalıklar sonucu değil, rızkı tükendikten sonra yani eceli geldiğinde sessiz, sedasız bu dünyadan ayrılırlar.

Kaynak: Aidin Salih – Yitik Şifa

İlaçsız yaşıyoruz sitesi, doğal tıp yaklaşımıyla, evde yapabileceğiniz doğal ilaçlar, sağlık bilgileri, doğru yaşam tarzı, egzersiz ve meditasyon gibi konuların yer aldığı bilgi amaçlı yardım ve danışmanlık platformudur.

Instagram