Bağışıklık Sistemi Sizi Nasıl Korur?

Bağışıklık sistemi (Otoimmün) hastalığıyla mücadele eden hastaların çoğu, zayıf düşmüş, sersemlemiş ve bitkin hissetmektedirler ayrıca kafa karışıklığı, kontrolünü kaybetmiş düşüncesi ve panik atak nöbetleride yaşarlar. Nezle grip vs. gibi hastalıklarda da bunları hissedebiliyorsunuz hatta bunu atlatabileceğinizi, hayatınızı eskisi gibi sürdürebileceğinizi biliyorsunuz.

Bağışıklık sistemi hastalığına ilişkin en kötü şeylerden biri, yabancı bir varlık bedeninizi ele geçirmiş gibi hissetmenizdir. Bastıran bir yorgunluğu, bilinç bulanıklığını ve kas zayıflığını bir kenara bırakalım, birdenbire titremenize, acı çekmenize, paniğe kapılmanıza, zayıf düşmenize, kıpkırmızı kesilmenize, uykusuzluk çekmenize ve dikkat bozukluğu yaşamanıza sebep olan gizemli bir güç tarafından işgal edilirsiniz.

Fakat otoimmün bir hastalık söz konusuysa, doktor size çağdaş tıp bakış açısıyla yaklaşıyorsa, bu hastalık bütün gücünüzü tüketmiş gibi hissedersiniz – sanki geleceğinize siz değil de o karar veriyordur. Tatile çıkmak, iş yerinde başka bir görev almak, üniversiteye veya yüksek lisans eğitimi, neki varsa planladığınız hepsinde hastalığınızdan izin almalı veya ona uygun seçimler yapmalısınız.

Bir inflamatuar tepki yaşadığınızda, yazının devamında göreceğiniz bir takım semptomlar yaşarsınız. Bu semptomlara geçmeden önce IgG nedir özetleyelim.

Algılanmış bir tehdide karşı bağışıklık sisteminin oluşturduğu IgM, IgG ve IgA kardiyolipin antikorları vardır. Bu antikorlardan ana rahminde iken bebeğe geçen IgG, çoğu bakteriyal invazyona (yayılma) karşı ve antijenlere karşı uzun süreli bir savunma, kanınızda bulunur ve kan, enfeksiyonlara karşı mücadele ederek antijene maruz kalınması durumunda üretilen ilk ve tek primer savunma sistemidir.

IgA ise anne sütünden bebeğe geçen antikorların en ünlüsü olarak nitelendirilir ve sindirim ve solunum sistemlerinin mukoz zarlarında, tükrük ve göz yaşında bulunur. Enfeksiyonlara karşı uzun süreli savunmada rol oynar. IgG eksikliği tekrarlayan şiddetli piyojenik enfeksiyonlara neden olur. Klinik olarak önemli otoantikorların pek çoğu IgG sınıfındadır. Şimdi IgG savunmasında bedeninizde neler oluyor onlara bakalım.

İnflamatuar Tepki ve lgG Antikorları

Bir inflamatuar tepkinin aşağıdaki işaretleri, lgG antikorlarınız bir tehdit algıladıktan saatler hatta günler sonra ortaya çıkabilir:

Beyin sorunları (baş ağrıları, anksiyete, depresyon, ani duygu değişimi, nöbetler, dikkat eksikliği /dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, bilinç bulanıklığı, odaklanma sorunu, hafıza sorunları, uyku sorunları, uykusuzluk, yorgunluk)

Metabolik sorunlar (kilo alma, kilo verme zorluğu)

Sindirim sorunları (gaz, şişkinlik, hazımsızlık, mide bulantısı, kabızlık, ishal)

Hormonal sorunlar (adet düzensizliği, hormon dengesizlikleri, ani ateş basması)

Kas-iskelet sorunları (eklem ağrısı, eklem şişmesi, kas ağrısı, sırt ağrısı)

Deri sorunları (akne, ürtiker, kaşıntı, kızarıklık, döküntü)

Ne gariptir ki bu semptomlar bedeninize yönelik gerçek tehditten kaynaklanmaz. Aksine, bunlar inflamasyonun yan etkileridir: Yani bağışıklık sisteminizin sizi koruma girişimleridir. Çağdaş tıp IgG savunmasını tehdit eden etkenleri ortadan kaldırmak yerine, onu daha da çıkmaza sokan ilaçlarla tedavi etmeye çalışır. Bir kez o ilaçları içtiğinizde kimyasalların kölesi olma yoluna adım atmışsınızdır.

Hepimiz hayatımızda bir kez de olsa cilt hastalığı veya cildimize de vuran hastalık geçirmişizdir. Kızamık, çiçek, sedef, egzama, kaşıntı vs gibi.

Örnek:

Cilt Hastalıkları

Egzama, sedef ve alaca gibi büyük sıkıntı veren inatçı deri hastalıkları, dahili ve harici problemlerden kaynaklanır. Dahili sebepler genetik, fiziksel veya ruhsal kökenli olabilir. Fiziksel sebepler karaciğer, böbrekler ve akciğerlerin yetersiz fonksiyonuna bağlı olsalar da, kökü mutlaka ve mutlaka beslenme sistemindeki bozukluklara veya kimyasal maddelerin verdiği zarara dayanır.

Cilt hastalıklarının oluşma mekanizması da aynen “Neden Hasta Oluyoruz?” paylaşımında anlatılan mekanizma gibidir. Tek fark, vücutta biriken veya üretilen yakıcı toksik maddenin cilt vasıtasıyla dışarı atılması, bu sırada ciltte döküntü, kaşıntı, yara gibi rahatsızlıkların meydana gelmesidir. Nedenler çok değişik olabilir, fakat küçük ayrıntılar hariç, temel tedavi hep aynıdır.

Bağışıklık Sistemi Düzelirse?

Bagisiklik Sistemi sizi nasıl koru?

Beslenmenin düzeltilmesiyle birlikte mide, bağırsaklar, karaciğer ve böbreklerin fonksiyonları düzelmeye eskisi gibi sağlıklı olmaya başlar, çok ileri vakalarda birkaç doğal yöntem ile organların temizlemesi yapılır. Bölgesel tedavi, yalnızca yeni, alerjik deri hastalıklarında, alerji yapan madde veya yiyecekten uzaklaştıktan sonra yapılabilir. İlerlemiş cilt hastalıklarının tedavisine dıştan başlamak faydasızdır, hatta zararlıdır. Çünkü bölgesel tedavi, vücuttaki toksik madde üretimini durduramaz ve toksik madde aynı yol ile atılmaya devam edilir. Cilt hastalığı bir süre iyileşir, sonra yeniden oluşur.

Keza diğer hastalıklar da aynıdır. Şeker için insülün, artrid için sistem baskılayıcı ilaçlarlar verilir. Bu kısır döngünün sonu yoktur. Bölgesel tedavi zararlıdır çünkü vücutta üretilen veya biriken toksik maddenin dışarı atılma yolu bölgesel tedavi ile kapatılırsa, iç organlar zarar görür. Halen otoimmün hastalıklarının çoğu ilk 5-10 yıl teşhis edilemez fakat ilaç şirketinin elemanları sizi ilaca başlatır, sizin IgG savunmanız o hastalığı atlatacakken o ilaçlarla savunmanın önü kesilir. Artık çıldırmış bir bağışıklık sistemi ile karşı karşıya kalmışsınızdır, hastanelerin endokrin, romatoloji, fizik tedavi vb. bütün bölümlerini gezen bomba gibisinizdir, teşhisiniz ne olacak acaba?

İlaçsız yaşıyoruz sitesi, doğal tıp yaklaşımıyla, evde yapabileceğiniz doğal ilaçlar, sağlık bilgileri, doğru yaşam tarzı, egzersiz ve meditasyon gibi konuların yer aldığı bilgi amaçlı yardım ve danışmanlık platformudur.

Instagram