aroma ve kokular

Aromalar

Aromalar, koku veya tat vermek ya da gıdaların sahip olduğu koku veya tadı kuvvetlendirmek ya da değiştirmek amacıyla gıdalara ilave edilen ürünlerdir. Türkçede güzel koku anlamına gelir.

400’e yakın yapay ve 1800 doğala özdeş çeşidi vardır ve gıdalarda sık kullanılan katkı maddelerindendir. Kimyacılar bir aroma bileşenini izole edilmiş bir aroma molekülü olarak adlandırırlar. Aromalar, gıda ve ilaç endüstrilerinde son üründeki istenmeyen tat ve kokuyu maskelemek amacıyla da kullanılmaktadır.

Aromalar çeşitli kimyasal molekül gruplarından oluşur; terpenlerlaktonlarpirazinlereterler ve diğerleri gibi… Terpenler uçucu yağların karakteristik kokusundan sorumludurlar. Laktonlar, şeftaliye kokusunu veren dekalakton gibi, meyvemsi koku vermeleri ile bilinirler. Pirazinler ısıtılmış gıdaların aroma bileşenleridir. Esterler ise, elmaya karakteristik aromasını veren etil valerat gibi meyvemsi bir özelliğe sahiptir.

Koku duyusu hiçbir yardımcı iletim mekanizmasına ihtiyaç duymadan ve beyin tarafından kontrol edilmeden doğrudan görevli sisteme (limbik sistem) ulaşan tek duyudur. Limbik sistem, kalp atışları, kan basıncı, nefes alıp verme, hafıza, stres düzeyi ve hormon dengesinin kontrolüyle görevlidir. Kokular, duygusal hafıza, psikolojik ve fizyolojik hormonlar, üreme, büyüme ve tiroid hormonlarının üretimini uyarır. Doğal olarak insan, hayvan, bitki ve bütün canlılardan yayılan kokulu veya kokusuz maddeler üreme ve iletişimi yönlendirir.

aroma

Feromon ortamdaki diğer doğal kokular tarafından baskılanamayacak kadar güçlüdür.

İnsan feromonları, üreme hormonlarının salınımı, eş seçimi, gebelik, annelik, ergenlik veya yaşlanma gibi fizyolojik süreçleri ve sosyal davranışları kontrol eder. Eşler arasındaki ruhî uyumu sağlar, birçok hormonun üretimini tetikleyerek, metabolizma ve gelişmeyi aktive eder ve yönlendirir.

Feromonlar koltuk altı, kasıklar, meme başı çevresi, burun delikleri arasındaki deri, üst dudak ve kıl keseciklerinden salgılanır, salya, burun, idrar dışkı, vajinal sıvı ve plasentada da bulunurlar. Feromonlar en aktif olarak, herhangi bir duygu (cinsel duygular gibi) doruğa çıktığında ve ölüm anında salınır.

Kokulu kimyasalların üretiminden önce parfümler, çiçeklerin uçucu yağlarından, baharatlardan ve madenlerden elde edilirdi. Feromonların keşfinden sonra erkek domuzun ve boğanın derisinden, plasenta ve idrardan feromonlar izole edilerek parfüm güçlendirildi. Bugün ise keşfedilen pek çok feromon türü artık, nanoteknoloji ve rekombinant-DNA yöntemiyle yapay olarak üretilmektedir

Kokuların insan ruhu, kimyası ve duyguları üzerindeki etkileri anlaşıldıkça tıbbî, rituel ve dini amaçlarla kullanılmış, zamanla kullanım alanı genişlemiştir. Doğal yollarla elde edilen ve “esansiyel yağ” olarak adlandırılan kokulu yağlar korku, endişe, stres, depresyon gibi ruhsal sıkıntılar, baş ağrısı, adet öncesi huzursuzluk, cinsel soğukluk ve cilt problemleri gibi çok çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde ve doğumu kolaylaştırmada kullanılmaya devam etmektedir. Kokuların tedavi amacıyla kullanılması ve ciddi problemlere çözümler getirebilmesi, ne kadar etkili olduklarını göstermektedir.

Doğal bitkilerden doğal yollarla elde edilen ve “esansiyel yağ” veya “uçucu yağ” olarak adlandırılan kokulu yağlar yüzyıllardan beri korku, endişe, stres, depresyon gibi ruhsal sıkıntıları, baş ağrısı, adet huzursuzluğu ve cilt problemleri gibi çok çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmede kullanılmaktadır.

Doğal Aromaların Faydası

• Gül uçucu yağı doğum sırasındaki psikolojik etkisi ile doğumun kolay geçmesini sağlar.

• Atlas sediri, tefarik, yasemin, ıtır uçucu yağları, ruhsal sıkıntıları giderici, sinirsel gerginlikleri gevşetici, sakinleştirici, dengeleyici ve güçlü anti depresanlardır.

• Ful uçucu yağı, ruhi gerginlikleri, cinsel isteksizlikleri çözer, duygusallığı artırır ve dişiliği kuvvetlendirir.

Kokuların tedavi amacıyla kullanılması ve ciddi problemlere çözümler getirebilmesi, kokuların insan beyninde ve bedeninde ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Öyleyse bu kadar güçlü etkiye sahip kokular, bugünkü kullanımıyla “doğala özdeş aromalar’ tam tersi etkiler için de kullanılabilir. Yani bir aroma insanın dengesini bozmada veya depresyona sürüklemede, ya da insanları toplu halde belli hastalıklara düşürmede ve yönlendirmede, alışveriş çılgınlığında vs. etkin rol üstlenebilir.

Çoğu insan kokuların yıllar önceki gibi çiçeklerden veya misk geyiğinden elde edildiğini, doğal ve masum olduğunu düşünmektedir. Fakat bugün parfümün içeriği % 95 oranında petrol ve kömür ürünü aromatik bileşikler, ftalatlar ve sentetik misktir. Kimyasal aromatik bileşikler yersiz; coşku hali (öfori), halüsinasyon, baş dönmesi, depresyon, baş ağrısı, vertigo, kalpte ritm bozukluğu, hipertansiyon, ödemler, epilepsi benzeri kasılmalar, hareketlerde yavaşlama, donukluk, kulak çınlaması, görme bozukluğu, deri ve mukozalarda morluklara, kan hücrelerini öldürme etkisiyle kansere sebep olur.

Bu kimyasallar mutajen, toksik ve kanserojen psikotropik maddelerdir.

Sentetik kokular, her çeşit koku ve tadı verebilen, “doğala özdeş” aromalar olarak süt ürünleri, et ürünleri, bal, kahve, nargile ve sigara tütünü, mantar, baharat, meyve ve sebzelerde; vücut bakım ürünleri, deterjanlar, yumuşatıcılar, hasta bakım ürünleri, oyuncaklar, aksesuarlar, nano kumaşlar, Kur’an, tesbih, seccade üretiminde, tedavide, camilerde, hastanelerde, okullarda, alış-veriş merkezlerinde, araçlarda, kısacası her yerde yoğun kullanılmaktadır. Bu kokular doğal kokulardan 200 ila 2000 kat daha kuvvetlidir.

Doğal kokular kısa sürede etkisini kaybederken sentetik kokuların yoğunluğu zamanla azalmaz, etkilerini aylarca, hatta yıllarca sürdürür ve sadece 260 derecede yok olabilir.

Kıyafet üzerine sıkılan parfümlerde veya kokulu deterjanlarda durum daha tehlikelidir çünkü koku içinde bulunan kimyasalları kumaştan çıkarmak defalarca da yıkansa mümkün değildir.

Greenpeace’in 2005 te 25 kokulu ürün üzerine yaptığı bir araştırmaya göre;

Ftalat esterler ve Sentetik misk

Parfümlerin içinde tesbit edilen zehirli kimyasallardan sadece ikisidir ve her bir ürün çevreye en az 17 çeşit zehirli kimyasal yaymaktadır. İncelenen ürünler içerisinde parfümler (alkolsüz esanslar da dahil), oda spreyleri, araç kokuları, deterjanlar, yumuşatıcılar, losyonlar, vücut bakım ürünleri ve şampuanlar bulunmaktadır.

Sentetik kokular içerdikleri nörotoksik kimyasallar ile unutkanlık, başağrısı, baş dönmesi, zihin bulanıklığı, hafıza kaybı gibi nörolojik rahatszlıkları, kaygı, depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı, duygu ve kişilik bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıkları tetiklemektedir. Astım, sinüzit gibi alerjilere, böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına, yumurta ve spermlerde DNA bozulmalarına, kısırlık, doğum hasarları ve düşüklere, diyabet, hipertiroid veya hipotiroide, kısırlığa, göğüs ve prostat kanserine, sperm kalitesinin bozulmasına, cinsel hormonlarda dengesizliğe ve buna bağlı olarak eşcinselliğe, anne sütüne karışarak birçok bebeğin sütten kesilmesine sebep olmaktadır.

Bu kimyasallar kokulu ürün kullanan herkesin, dünyaya gelen her 10 bebekten 7’sinin idrarında tesbit edilmektedir. Anne karnındaki; kız ceninde vajina darlığına, erkek ceninde penis ve erbezlerinin gelişememesine, erkek çocuklarda kadınsı davranışlara sebep olmaktadır. Çocukların doğuştan kimlik bunalımları bu sebepledir.

Östrojen benzeri bileşikler erkeklerde, testesteron benzeri bileşikler kadınlarda hipotalamusta feromon etkisi yaptığı için bu ürünlere karşı güçlü bir bağımlılık oluşmakta ve karşı cins çekiminin azalmasına (cinsel soğukluğa) sebep olmaktadır, sonuda eşcinselliğe varmaktadır.

Sentetik kokulardaki zararın anlaşılmasıyla birlikte bazı parfüm ve kozmetikler “organik” veya “doğal” adı altında piyasaya sürülmekte, ancak bu ürünlerin çoğunda % 1-2 oranında doğal çiçek özü bulunmaktadır.

Sentetik kokuların fiziksel ve ruhsal sağlığa zarar verdiği tespit edildikten sonra ;

Avrupa ve Amerika’da kokuların kontrolsüz kullanımına karşı birçok çalışma başlatılmıştır. Kokuların zararlarına pasif olarak maruz kalmayı engellemek için, sigara içilmeyen alanlar gibi, parfümsüz alan oluşturma çalışmaları yürütülmektedir. Okullarda, iş yerlerinde ve kapalı alanlarda parfüm ve kokulu ürün kullanımı yasaklanmıştır.

Doğal kokular hormon dengesi, ruhsal denge, protein ve enerji üretimini bağışıklık sisteminin izin verdiği ölçüde etkiler. Sentetik kokuların 200 kat güçlü etkisi ise bağışıklık sistemini baskılayarak, protein ve enerji üretimini, ruhsal ve zihinsel faaliyetleri, davranış şekillendirme süreçlerini düşman askerler gibi işgal eder.

Hz. Muhammed (s.a.v)in kokular hakkında söylediklerini hatırlayalım: “Bazı kokular melekleri çeker, habis ruhları uzaklaştırır; bazı kokular habis ruhları çeker, melekleri uzaklaştırır.” Örneğin, sandal, misk, amber, gül, gül yağı, çörek otu, üzerlik otu, reyhan ve kına kokusu melekleri çeker ve aynı zamanda sizi rahatlatan kokulardır. Bazı kokular ise habis ruhları çekerken melekler onlara dayanamazlar, Alkol, sigara, idrar, dışkı, köpek kokusu, leş, kan gibi necis maddelerin ve bazı bitkilerin kokusu gibi ki bunlarda sizleri rahtasız eder.

Kaynak: Aidin Salih – Yitik Şifa

İlaçsız yaşıyoruz sitesi, doğal tıp yaklaşımıyla, evde yapabileceğiniz doğal ilaçlar, sağlık bilgileri, doğru yaşam tarzı, egzersiz ve meditasyon gibi konuların yer aldığı bilgi amaçlı yardım ve danışmanlık platformudur.

Instagram